13 Kasım 2010 Cumartesi

SANA DİYORUM



Eğer biraz cesaretin varsa
Tut elimden…
Eğer hissetiysen benden önce
Görebildiysen o gerçeği
Tut kollarımdan sars beni ki
Kendime geleyim…
Burdayım işte, her zaman ki yerimde!
Eğleniyorum kendi halimde
Ne halim varsa görmekteyim.
Sebepli sebepsiz gülüşlerin mimarı suratım…
Herşeyle alay eder oldum bugünlerde
Artık beklemiyorum seni
Ama birgün gelirsen,
Gelirsen birgün sevgili!
Tut kollarımdan sars beni ki
Kendime geleyim, görebileyim seni.

3 Kasım 2010 Çarşamba

IN BERLIN

IN BERLIN
Manchmal wenn man träumt, kann man nicht Szenario verstehen und nimmt man teil. Da! Habe ich in Berlin das gemacht. Ich hatte Hauptrolle in einem Film in Berlin. Andere Leute, andere Plätze, andere Kulturen, andere Gerichte und andere Lebens… Als ich in Berlin Deutsch gelernt habe, habe ich echt Sinne von manche Türkische Worte gelernt. Zum Beispiel „anders“… Ja Alles war neu für mich wie jetzt alles vorbei sind. Oder andere Wort „vermissen“ habe ich gelernt. Ja! Was ist Sehnsucht? Habe ich das in Berlin gelernt. Die große Sehnsucht habe ich in Berlin probiert. Habe ich dafür in Berlin erste mal geweint.
Aber jedoch die Welt ist nicht strichliert wie in Geographie Bücher. Ich hab da anderes Leben gesehen. Die gute Menschen sind nicht nur in unserem Heimat. Es gab viele gute Menschen in der anderen Städte auch. Ich habe das verstanden. Ich habe die Leute, die meine Herz fühlen an, kennengelernt. Ich habe die schönste Zeiten des meinem Leben mit sie gelebt.
Wenn man wie das Gericht ist wissen will, muss man das erste mal probieren. Ich hab das gemacht. Es war fantastisch. Jetzt kann ich nicht das vergessen wie lecker Berlin war. Aber es gib eine echt, dass ich nicht mich für Istanbul sättigen kann.

3 Ekim 2010 Pazar

DIE DEUTSCHEN LEUTE !!


Dedim ya insanlar gördüm orda bizlerden çok farklı olan. Onları tanıdıkça, bizde olan bir çok şeyi sorguladım. Gece yarısı yollar bomboş ve yolda bizden başka hiç kimse olmayan bir yerde, karşıya geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekleyen insanlar, kantinde aldıklarının ücretini ordaki kutuya kendileri bırakan insanlar, kul hakkına bizim toplumumuzdan çok önem veren insanlar...

Almanya'da Hitler, şehirler arası tren sistemi kurmuş. Almanya'ya gittiğinizde İstanbul'da ki gibi binmeden önce biletinize bakan biri ya da akbil sistemi yoktur. Elinizi kolunuzu sallaya sallaya trene binersiniz. Kontrol eden görevliler arada sırada trenlerde bilet kontrolü yaparlar. Eğer bilet almadan binmişsseniz 40 euro ceza ödemek zorunda kalırsınız.. Yapılan kontrollerde bir vagonda 2 ya da 3 kişi bu cezayı öder. Onlar da zaten Alman halkı değil, yabancılardır. Böyle bir sistemin Türkiye'de kurulduğunu düşünüyorum da... Herkes bilet alarak binmeyi 'enayilik' olarak sayardı. Sonra da sahte kontrolcüler çıkardı. Biletsizlerden 40 euro alıp cebe atarlardı ! Biz böyle bir milletiz kafamız çok iyi çalışıyor ama nasıl dolandırırıza çalışıyor.

Kurallar ülkesiydi Almanya. Tuhaf yasakları da vardı benim anlam veremediğim. Bu kadar kuralın içinde bir o kadar da özgürdüler. Kimin ne giydiği, ne yiyip içtiğiyle ilgilenen kimse yoktu.

İnsanları dışarda oldukça samimiyetsiz ve soğuk görünüyorlar. Evet böyle düşünenler cidden kendilerine göre haklılar dışardan öyle görünüyorlar. Ama bir Alman hemen bizim gibi samimi olmaz. Duvarları vardır seni tanıdıkça, iyi biri olduğuna kanaat getirdikçe yıkarlar duvarları. Duvarlarının arkasında çok güzel arkadaşlıklarını ve dostluklarını saklarlar. Onların tadını tattıysanız bir kere, onların neden dışardan soğuk göründüklerine hak verirsiniz ..

Biz onların nasıl samimiyetsiz olduklarını düşünüyorsak onlar da bizim samimiyetsiz olduğumuzu düşünüyorlar. Birilerine sahte samimiyet gösterilerinde bulunmak, ilk tanıştığın gün can ciğer olmak ne kadar gerçekcidir ki. Biz Türkler biriyle tanışırız hemen samimi oluruz bir süre sonra arkasından konuşuruz. Sonra bir yerde o kişiden koparız. İşte onlar bunu yapmıyorlar. Kopacakları insanla samimiyet kurmuyorlar. Samimiyet kurduklarına da ebedi dostluklarını veriyorlar.

Benim kendime en çok sorduğum sorulardan biri biz günah işlemekten korkarız çünkü cehenemme inanırız, günah işlemekten sakınırız, allah'tan korkarız. Biz iyilik yaparız çünkü iyilerin cennete gideceğini biliriz. Peki onlar neye göre insani yönden bazı durumlarda bizden daha iyi olabiliyorlar? Evet Hristiyanlar, sonuçta o da özünde iyi bir dindi. Ama hepsi Hristiyan değil bu insanların, inanmayanları da vardı.. Öldükten sonra herşeyin biteceğine inanan insanlar da vardı. Onlar neye inanarak yapıyorlar? Tamamen kendilerine olan saygılarından mı neden? Ben bu noktada takılıp kaldım. Bu soruya cevaplar arıyorum.

2 Ekim 2010 Cumartesi

BERLIN'DE


Bazen rüyadayken farketmezsin senaryoya kaptırıp gidersin kendini... İşte ben Berlin'de bunu yaptım. Bir filmde başrol oynadım. Bambaşka insanlar, bambaşka yerler, çok farklı kültürler ve yemekler... Evet ben "bambaşka" kelimesinin anlamını orda öğrendim. Ben orda Almanca öğrenirken bir yandan da Türkçe kelimelerin asıl anlamlarını öğrendim. "Bambaşka" kelimesi mesela.. Ya da "özlem".. Özlemek neymiş bunu öğrendim.. Özlemlerin en büyüğünü orda tattım. Özlediğim için ilk defa ağladım...

Dünya, coğrafya kitabındaki gibi çizgi çizgi değilmiş oysa...Ben orda başka hayatlar gördüm. İyi insanların sadece yakınımızdakiler değil çok uzaklarda da çok iyi insanların olabileceğini, karşılıksız yapılan fedakarlıklar gördüm . Kalbime dokunan insanlar tanıdım. Değer verildim çok da değer verdim. Ben orda dostluğun başka tanımlarını okudum.

İnsan birşeyi yemeden tadını bilemez, yedikten sonra tadı damağında kalır ya... İşte öyle bir yerdeyim tadı damağımda hala Berlin'in. Ama İstanbul'a da doymak bilemiyorum...

5 Temmuz 2010 Pazartesi

BERLİN'E DOĞRU...

Hayat sana bugüne kadar hep lafın gelişi garip olduğunu söyledim ben. Ama sen harbiden baya bir garipsin. Nasıl savurdun beni Berlin’e. Herşey değişti hayatımda; kollarım uzadı, saçlarım kısaldı, kalbim farklı atmaya başladı.

Sen beni yorarken büyütüyorsun. Hadi itiraf et sen de beni seviyorsun. Ben akşam karanlığının çökmesiyle birlikte üstü başı çamur içinde eve gelirken hiç düşünmemiştim büyüyeceğimi. Ben düşünmeyince sen de söylemedin bir gün her şeyin değişeceğini.

Kollarımdaki yara izlerini seviyorum şimdi. Bana çocukluğumu hatırlatıyorlar. Bir zamanlar çocuktuk, bir ev vardı ve biz birlikte yaşardık . Şimdi o günlere çok uzaklardan özlemle bakıyorum. Sabah evden çıkıp akşam karanlık basmadan, babam işten dönmeden eve dönmek zorunda oluşlarım. Sonra hep birlikte yenilen akşam yemekleri ve o sırada kardeşimle yaptığımız didişmelerimiz... O zamanlar hiç aklıma gelmiyordu birgün o günleri mumla arayacağım.

Şimdi herşeyden uzak bir yerdeyim. Elimi uzattığımda tüm sevdiklerim uzakta.. Hepsi benden ayrı yaşıyorlar... Burada çok farklı hissediyor insan .. İlk geldiğim günden bahsedeyim..

Gece yarısı bir vakitte havaalanına indim. Hayal ettiğimden küçük bir havaalanı.. Beni almaya gelen arkadaşı hemen tanıdım zaten.. Onunla birlikte düştük yola.. Tek kelime Almanca bilmeyen bir ben ve Berlin.. Bir S-bahn’a bindik.. Çok bakımsız ve kirliydi.. Ben yorgunluktan ve uykudan gözümü zor açıyordum zaten.. Ama kendimi çok da garip hissediyordum bir yandan.. Berlin bu mu diyordum içimden.. Daha şahşahalı bir görünüm bekliyordum Belin’den... Sonra o arkadaşın evine gittik beraber.. o gün orada uyudum.. Ertesi gün ilk işim bir telefon kartı alıp annemi babamı aramak oldu.. Sesleri çok soğuk kanlı geliyordu.. Ama adım gibi eminim ki o gün hiç uyumadılar ve telefonun çalmasını beklediler. Ne hissedebildiklerini az da olsa tahmin edebiliyorum.. Sonra o gün benim kalacağım yeri bulduk.. Evet içim ısınmıştı Türkçe’si “öğrenci köyü” demek olan “Stundentendorf Schlachtensee” ‘ye ... Bana birazcık yazları gittiğimiz Osmaniye’nin Zorkun yaylasını anımsattı bu yer.. Karla kaplıydı ve ağaçların kahverengi gövdeleri beyazla çok güzel uyum gösteriyordu. Bana ilk gün kendi odamı vermediler... Hatta yarın gel dediler.. Olan ingilizcem ile yarın gelemeyeceğimi ben daha önce bugün geleceğimi söylediğimi ve onlarında onayladığını söyleyince beni bir geceliğine başka bir odaya verdiler.. Yanımda arkadaşım hala benimleydi.. Eşyaları odaya taşıdık.. Ben çok acıkmıştım.. Ama bu Berlin’de Pazar günleri bir küçücük açık büfe bulmak neredeyse çölde su aramaya benzer olan birşey.. Dolandık dolandık... yine ne varsa bizde vardı bir dönerci bulduk.. Evet Berlin’de ilk yediğim şey DÖNER oldu J... Sonra geri eve döndük.. Günün sonuna gelmiştik.. Tabi arkadaş da evine gidecekti artık... O gidecekti ve ben artık tamamen yapayalnız kalacaktım.. O an hissettiklerim anlatılacak gibi değil.. Yapayalnız bir odada Berlin’deyim, tek kelime almancam yok ve kimseyi tanımıyorum... Gözlerim ister istemez doldu... Saklayamadım ... Arkadaş bunu görünce benimle eve kadar geldi hatta oturduk sohbet falan ettik.. (Sağolsun !! )) Sonra o gitti.. Ben yalnızdım.. İnternet için Rathaus’dan wireless şifresi vermişlerdi ama şifreyi doğru giremiyordum bir türlü... Yalnız kaldıktan sonra uzun uğraşlarım sonucu internete bağlanabilmeyi başardım.. Evet işte tüm herkes oradaydı.. Facebooktalardı.. Msndelerdi... O gün arkadaşlarımla iletişim kurabilmek beni çok ama çok iyi hissettirdi...

Ertesi gün tek başıma okulu buldum.. Grup halinde binayı gezdirdiler bize.. Maalesef herşey almanca konuşulduğu için anlayamıyordum.. Sadece gördüklerimle yetiniyordum.. Üniversiteyi Türkiye’deki Üniversitemle karşılaştırmayacağım .. O gün ben bu binayı öğrenemem hep kaybolurum demiştim kendi kendime ama bugün tüm kampüsü biliyorum nerdeyse J

3. gün bizi sınava aldılar.. Almanca seviyemizi belirlemek için.. Benim seviyem başlangıç çıktı.. Benim gibi 6 kişi daha vardı.. Bize bu kursa katılamayacağımızı söylediler.. Ödediğimiz parayı geri iade ettiler.. Biz 6 kişi toplu olarak başka bir kurs bulduk. Bir ay bu kursa devam ettik.. Kurs Nollendorfplatz’da hemen Ubahn istasyonunun önünde Hardnackschule idi.. Bu kursta çok güzel anılarım oldu.. Çok da güzel dostluklarım oldu..Hatta bazıları bir ömür boyu devam edebilecek dostluklar diyebilirim hala bugün de görüşmeye devam ediyorum..

Havalar o zaman inanılmaz soğuktu.. Etraf karlarla kaplıydı.. Tüm soğuklara rağmen ben baya geziyordum Berlin’de... Semester boyunca okulda açılacak olan dil kursuna gidebilmem için a2 seviyesine çıkmam gerekiyordu. O bir ay boyunca sıkı sıkı almanca çalıştım.. Ve sınavı geçtim..

Artık dönem başlamıştı. Sürekli okula gidiyordum.. Bunun yanında haftasonu partiler ve Berlin turları devam ediyordu..

Çok şanslıydım... Kimse Tandem Partner bulamazken ben ilk 15 günde bulmuştum. Üstelik hiç de çaba harcamadan.. Birinci dönem FU da erasmus öğrencisi olan bir arkadaşım ikinci dönem geri Türkiye’ye dönüyordu.. Partneriyle beni tanıştırdı.. Ve biz İrina ile Tandem Partner olduk.. Şimdi Tandem partnerden çok öteyiz... İki dost olduk.. Çok şey paylaşıyoruz İrina ile .. Türkiye’ye döndüğümde en çok özlediklerim arasında olacağından adım gibi eminim..

Berlin’e gelmeden önce günü gününe olmasa da arada bir yazmayı düşünüyordum... Ama bazen insan kendi hissettiklerinden kaçmak ister .. Yüzleşmek istemez onlarla.. Sanırım ben de içimde büyüttüğüm özlemleri dile getirmekten incineceğimi düşündüğümden çok uzun zamandır yazmayı bıraktım.. Ama şimdi özlemlerimle yaşamaya alıştım ..

Almanya hakkında daha doğrusu Berlin hakkında söyleyecek paylaşacak çok şeylerim var... Zaman sadece biraz zaman...