4 Aralık 2012 Salı

Issızlaşıyorum,


Yabancı sanki çevremdekiler...
Bir pazar muhbbetinden kalmış samimiyet
Sanmıştım ki kalabalıklaştım olduğum yerde..
Sanmıştım ki bizleştik ben ve senden...
Meğer varmış ufak da olsa bizden gayri sen 
Belki de ben...

Sakın daha fazla gitmeye kalkma benden
Birlikte ıslanalım yağmurda,
Birlikte kayıp düşelim buzlu yollarda.
Razıyım ben... 
Yeter ki etme beni mahrum, inandığım yalanlardan..

Yine de illa gideceksen
Biliyorum ,sen gitmezsin de 
Olur ya Gitmek kalırsa geriye
Yine de beni güzel hatırla 
Başkasını sevme benden daha fazla...

Ama yine de gitme benden
Sensiz kalamam ki bu şehirde
Solarım ben...
Nefesim kesilir
Sonra kaybolurum.

İnanmıyor musun bana
O zaman sor yıldızlara,güneşe
En iyi onlar bilir bendeki seni
En çok onlara anlatıırm çünkü

Benden fazla kimse sevemez seni
Benden fazla kimse yakışmaz yanına
Kimse ...
Senden başkası olmaz bana ...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Mutluluk...

Bir şeyi güzel yapmak da onu çirkinleştirmek de senin elinde. Elindekilerin kıymetini bilmek bilmemek de senin elinde. Mutluluk tıpkı su gibidir. İçerken düşünmezsin yokluğunu. Israf edip yokluğunun kokusunu aldığında anlarsın ne kadar değerli olduğunu. Bu yüzden sahip olduğun tüm mutlulukları tanı,yüzleri çamur içinde olsa da tanı onları. Yarın bir gün uzaktan el sallarken keşke dememek istemiyorsan, sıkıca tut ellerinden mutluluğun ve sahip çık ona.

Sevgisine sahip çıkmalı insan, harcamamalı öyle kolayca mesela. Dillendirmemeli öyle her yerde. Bazen inanmasak da öyle olduğuna, bu dünyada sevginin gücüdür en büyük olan.

Bazen düşünmeden edemiyorum, hızlı mı tüketiyoruz bazı şeyleri bir anda. Sonra diyorum ki an gelmişse, sorgulamadan sadece bırakmak lazımdır an'a kendini.

Birden çıkar karşına ve gülümsersin sadece anlamını bilmeden gülümseye kalırsın karşısında ve zamanla anlarsın o olmadan eksik kalacağını. O zaman anlarsın geri kalanların yalan olduğunu ve tutarsın ellerinden hiç bırakmamacasına...

13 Mayıs 2012 Pazar

Anne...


Anneler günü diye bir şeyi kabul etmiyorum diyenleri biraz sivri fikirli buluyorum. Anneler gününün kökenini araştırdığımızda antik yunanlıların, yunan mitolojisindeki tanrıların annesi olarak kabul edilen Rhea onuruna ilkbahar festivallerinde kutlamalarıyla başlamış. Yani çok eski bir geçmişi var bugünün.

- Annemizi her gün arıyoruz, onu her gün seviyoruz! diyenler var. Evet her gün annesi ile konuşanlardan biri de benim. Ama dünyada bazı insanlar var ki meşguliyetleri başlarından aşkın ve annelerine bir telefon açıp halini hatırını sormayı erteleyebilirken, diğer işlerini asla ertelemeyenler. Çünkü annedir, kırılmaz, anlaşyışlı ve sevgi doludur. Anneler en hassas varlıklardır. Kırılmadıklarını düşünürüz bizler ama onlar hep saklarlar hüzünlerini sırf biz üzülmeyelim diye. İşte annelerine zaman ayırmayı bir lüks olarak gören insanlar için iftar vaktidir en azından anneler günü. Varsın kapitalist dünyanın reklam kokan hareketleri olsun.

Annelik... Ne mucizevi bir şey öyle! Herkesin hatta hayvanların bile kolayca sahip olabileceği bir sıfat, diğer yandan da her anne için bir o kadar özel. Nasıl bu kadar kolay anne olunabilirken, herkes için ayrı bir umman gibi görülebilir annelik... En güzel yavru onundur, dünyanın en güzel kokusuna sahiptir kollarındaki şey. Onun yüzünden dengesi, kimyası bozulur. Geceleri gündüz,gündüzleri gece olur. Kendi açlığını, tokluğunu ve yaşantısı ikinci plandadır. Yaşamın merkezi değişmiştir artık, özgür bir hayatı iade edip adanmış bir hayatın sahibesi olur.

Bu kadar fedakarlık, düşününce korkunç gelir bir insana. Bir kere gelinen bu dünyada yapılacak, yaşanacak o kadar çok şey varken, hepsini elinin tersi ile itip, anne olmak... İnanılmaz geliyor. Bu fedakarlık başka kim için yapılabilir. İşin ilginç tarafı ise bu kadar eziyete, "eziyet" demezler onlar. Offf bile demezler. Nefes alış verişleriyle yaşarlar yavrularının, onların yedikleriyle doyar karınları ve kokularına bağımlıdırlar, bir alkol bağımlısından daha güçlüdür onların tutkuları. Dünyanın en mutlusu sayarlar kendilerini. Yıllar sonra o can parçasının kendi düşünceleri, zevkleri, görüşleri, idealleri oluşur. Yüksek ihtimal de farklıdır anneninkilerden ve çatışırlar. O kadar fedakarlık yaptığı bir zamanlar her şeyiyle aciz olan o küçük bebek , ben gidiyorum diyebilir, dünyanın başka bir yerinde yaşamak istiyorum diyebilir. Ve onu seven o fedakar kadın ne kadar ısrar etse de karşı koyamaz küçüğünün hayalleri peşinde yaşamasına ve uçmasına izin verir. Zaman zaman tıpkı mini mini bir kuş şarkısındaki gibi "KUŞ" gelir pencereye konar. Annesi alır onu içeriye, doyurur sıcak bakışları ve kocaman yüreğiyle sonra yine uçurur kuşunu.

O kuş bilir ki hep o pencere açıktır ona. Ne zaman kanadı kırılsa, ya da yolunu şaşırsa o pencereye gidip konar ve hiç bir zaman geri çevrilmeyeceğini bilir. Ta ki bir gün pencere kendiliğinden kapanana kadar...

Canım annem! Anneler günün kutlu olsun benim meleğim. Bugün bana inşallah birgün sen de anne olursun dedin ya! İnan ben senin kadar cesur değilim...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Cümleler diyorum...

Çok mu benzer oldu birbirine? Aslında hiç konuşmadan anlatabilecekken kullanır olduk sözleri.. Ve kaybettik birbirimizi. Ellerim diyorum, uzandığında ulaşamıyor sana. Gece yaklaşıyor ve korkuyorum el yordamı ile aramaktan seni. Ya bulamazsam, teğet geçersen hayatımdan? Her şeyi göze almışlığın verdiği bir güç geliyor biniyor kollarıma ve asileşiyor düşüncelerim.

6 Mart 2012 Salı

SABIR



Sabır güzel meziyetti dillerde..
Sabrettikçe alışıyorduk
Azaldığını sandığımız sızılara
Ve seviyorduk her gün biraz daha, siyahı.

"Sabır" demiştim oysa
İlaç olurdu yaraya
Sabredersen geçer demişlerdi
Geçmezmiş...
Her zaman çare olmazmış sabretmek.

Beklediğin otobüs varmak istediğin yere
Götürmeyecekse seni,
Ettiğin sabır, her gün vurur
Yüreğine yüreğine...

O yüzden gecikirse
Beş dakika bekleyip gitmek lazımdı belki.
Ama sen öyle bendin ki
Nolur beş dakkaya bir kala...
Bu şehirde erkenden güneş batarken
Karanlığa bırakma beni.

25 Şubat 2012 Cumartesi

(Doğu)beyazıt'ta yaşamak!

























İlk önce terddüt edersin... Nasıl yaparım orada, alışır mıyım kısa zamanda ? diye sorular sorarsın kendine. İçin sıkılır bunalırsın düşünmekten. Sonra gelirsin Doğubeyazıt'a...

Uçaktan inince bembeyazdır yeryüzü. Uçak yanlışlıkla Sibirya'ya mı indi diye düşünürsün bir an, sonra yok canım Ağrı burası dersin.

Ağrı'dan Doğubeyazıt'a doğru 1 saatlik yolculağa uzanırsın. Zaman zaman köylere rastlarsın yol üzerinde. Yollar buz tutmuştur, korkarsın kayacağız diye, ama taksiyi süren şöfor tecrübelidir buzda araba sürmeye. Doğubeyazıt'a yaklaştıkça buzlanmalar azalır ve renk beyazdan kahverengiye dönüşür.Sağ salim gelirsiniz Doğubeyazıt'a.

Doğubeyazıt, iklim olarak Ağrı merkezden çok daha yumuşaktır. Bu iklim değişikliği insanlarının kişiliklerini de etkilediğini farkedersiniz. Halkı çok yardımseverdir. Doğu ile özdeşleşmiş olan "mahrumiyet" kelimesini Doğubeyazıt'ta çok kullanamazsınız.
Nerdeyse aradığınız maddi olan her şeyi burda mümkündür. Maneviyat hakkında söz veremem. Mutlaka özlem krizleriniz olur.

Barınma problemi hiç yaşamazsınız. Çünkü turistik bir ilçe olduğundan ve çok sayıda devlet memuru yaşadığından sürekli bir yandan yeni apartmanlar inşaa edilmektedir. Evlerin çoğu kaloriferlidir. Benim gibi ateş yakma özürlüsü iseniz. Bu evler sizin için velinimettir. Yani burada asansörlü, kalorfierli ve sıcak suyu olan, güvenliği sağlam daireler bulmanız mümkündür. Fiyatları buraya nerden geldiğinize bağlı olarak size pahalı ya da ucuz gelir. Eğer istanbul'dan geliyorsanız 160 m2 eve 350 lira kira,150 lira yakıt ödemek size pahalı gelmeyecektir. Ama bir ev arkadaşı bulduğunuzda bu fiyatın daha da düşmesi olası.

Gelelim ilçenin sosyo-ekonomi ve kültürel durumuna. Buraya aşırı büyük beklentilerle gelmediyseniz çok hayal kırıklığına uğramazsınız. Kızlar için konuşuyorum; eğer çok uç şeyler giymiyorsanız burada gardoraplarınızda çok değişiklik yapmanıza gerek yok. Sokakta dikkat çekmezsiniz. Çünkü burda halk yerel kıyafet giymiyor. Ve aynı şekilde hepsi Türkçe konuşabiliyor. Aksanları olsa da anlayabiliyorsunuz onları. Zaten ilçede batıdan gelen çok fazla insan var. İster istemez kısa zamanda çoğu ile tanışıyorsunuz. Çok rahat bir arkadaşınızla çıkıp bir cafeye gitmeniz mümkündür. Eğer merkezde iseniz sokakların çoğu sensörlüdür, siz yürüdükçe ortalık aydınlanır.
Burda hava erken kararır. Ama çok rahat dışarda gezebilirsiniz. Ama yine de tedbirli olmanızda fayda var, mümkünse yalnız olmayın.

Alışveriş yönünden 2M migrosu ve onun üstünde sinema salonu ve kocaman bir cafe bulunmaktadır. Oraya gittiğinizde mutlaka tanıdık birileriyle karşılaşırsınız. Genelde batıdan gelen devlet memurları orada takılırlar.

Sağlık açısından 1 devlet hastanesi 1 de özel hastane var, henüz oralara gitmedim, Umarım bundan sonra da gitmem gerekmez. Ancak fizik tedavi, cildiye gibi bazı bölümlerin bulunmadığını duydum.

Doğubeyazıt'a geldiyseniz abtigör köftenin tadına bakın, eğer et yiyenlerdenseniz. Burada tarım çok gelişmemiş. Sebze ve meyve genelde Igdır ya da İran'dan geliyor. O yüzden manavları pahalıdır.

Halkı fakir değildir. Genelde bir çoğu kaçakcılıkla uğraşır. Çünkü İran ile sınır kapısı vardır. Buranın ünlü pasajlarını gezmeden gitmeyin sakın. İstanbul'un kapalı çarşısının ucuz versiyonu. Kaçak gelen malların satıldığı pasajlardır bunlar. Geniş bir zamanda gezerseniz eğer güzel şeylere rastlamanız mümkündür.

Doğubeyazıt'ta yaşamak farklıdır. Kendini buraya ait hissederken bir o kadar da burdan kopuk hissedersin. Her şeyden uzaklaşmak isterdim, kimsenin olmadığı bir yerlere gitmek isterdim. Kimseyle konuşmadan geçirdiğim günlerim olsun derdim. O kadar yorgundum. Şimdi öyle bir yerdeyim. Bundan sonra ne olur? zaman gelsin de görelim..

6 Şubat 2012 Pazartesi

VEDA


Son gecemdi dün gece İstanbul'da. Şimdi bambaşka bir şehirden bakmaya devam ediyorum dünyaya. Kim derdi ki onunla bir gün ayrılacağız. İçimde garip bir his var. Yepyeni bir hayata başlamanın arifesinde, her şeyin eskisinden çok farklı olacağının bilincinde olmakla birlikte bambaşka hissediyorum. Ama korkmuyorum bu şehirden ayrılırken, doğrusunu söylemek gerekirse çok üzülmedim de sadece çok özleyeceğimi biliyorum.

Çok farklı bir iklimde bambaşka hayatlara dokunacağım gittiğim yerlerde. Kendimle başbaşa kalacağım zamanlarım olacak. Zor anlarım da olacak ama ben hissediyorum.. Kulağıma güzel sesler geliyor uzaktan. ve ben İstanbul'u terkettim. İstanbul ile birlikte terkettiğim bir çok şey oldu. Hepsi geride kaldı. Kimisini çoktan unuttum kimisini ise unutmak üzereyim...

Şimdi söz bile veremiyorum İstanbul'a bir daha geri döneceğimin garantisini..

29 Ocak 2012 Pazar

Fatmagül'ün Suçu Ne ? setinde...

Bu kadar karmaşıklığın arasında çok farklı bir gün geçirmiş olmanın tazeliği henüz daha üzerimdeyken paylaşmak istedim.

Dün akşam evde otururken telefonum çaldı. "Family ajanstan arıyoruz. Fatmagül'ün suçu ne dizisi için oyuncu arıyoruz hemşire rolünde yarın medi life hastanesine gelebilir misiniz?" dediler. Ben ilk önce ne dediklerini çok anlamadım. Birileri kekliyor sanırım diye düşündüm. Ama sonra ciddi olduklarını farkettim. Birazcık havaya girdim itiraf ediyorum:) Allah, dedim belki de oyuncu olarak devam edeceğim diye bir takım hayallere girdim. Ertesi gün yani bugün erkenden hazırlanıp hastaneye doğru yol aldım. Öncesinde internetten biraz araştırdım, çünkü dizide ne olup ne bitiyor hiç haberim yoktu.
hastaneye girdim. Benim gibi insanlar gelmişlerdi hep bekliyorlardı, iştahım kaçtı onları görünce. Sonra biraz bekledik. Ben iyiden sıkılmaya başlarken Engin'i gördüm. Allah'ım o neydi öyle! İlk önce boş bulundum böyle kocaman gülümseyip resmen el salladım ona. Baktı o da bana tanıyor muyum diye. Sonra çekimler başladı.. Bazı yerlerde sekreter hemşire bazı yerde de koridorda yürüdüm. Bir yerde de ENGİN in odasına girdim. Odada yalnızca o ve ben vardım . Başında bekledim :) Onu gördüğümde verdiğim tepkiden olsa gerek çekim sırasında bana bi kaç defa uzun uzun baktı. Duruşu yürüyüşü bakışı her şeyi mi karizma olur bir insanın? Çok havalıydı haliyle..Şu an hala etkisindeyim, çarpıldım çarpıldım..İlk görüşte Aşk bu mu acaba ? :)

Öğlen yemeğinde aynı masada çaprazımda oturdu. Beren Saat de vardı masamızda. Ama dizi oyuncularından en samimi olan Serdar Gökhan'dı. O heybetli duruşun içinde kocaman sıcacık, samimiyet akan bir yürek duruyordu. Ben yanından geçerken bana bir şeyler söyledi:) Biraz konuştuk, kaş yapımın güzel olduğunu ama bana biraz sertlik kattıgını söyledi .. Biraz yumuşatırsam iyi olurmuş kaşlarımı :) üzgünüm Serdar abicim ama kaşlarımı böyle seviyorum :) Seni de çok seviyorum=) Sonra fotoğraf çektirdik onunla, fotoğrafı ortaya yaymamamı rica etti. Eşi görürse kızarmış :)

Zaman zaman sıkılıp mızıkçılık yaptım. 1 gün boyunca setteydim. çıkmak istedim ama en son ayrılan ben oldum. O sırada çok iyi farklı insanlarla tanıştım.

Sumru Yavrucuk, oyunculuğuna hayran olduğum insanlardan biridir. Onun performansını canlı canlı izleme fırsatı yakaladım.

Dizi setinde gördüğüm edindiğim farklı izlenimler de oldu. Ama onları paylaşmayacağım.

Bir de dizi oyunculuğu hakkaten zor iş. Neredeyse 12 saat cumartesi pazar demeden çalışıyorlar. Ama tabi karşılığını da alıyorlar.

Bugün İstanbul'un bir başka yüzünü daha görmenin şükründe ve özlemindeyim.. Bu perşembe kanal d ekranlarındayım :P :D :D

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bana kimse dolambaçlı cümleler kurmasın bu saatten sonra... SAKINN!!!
Dosdoğru söyleyin ne söyleyeceksiniz.
Eskidendi o bulmaca çözmeyi sevişlerim.
Şimdi sevmiyorum ne çengelini ne de soldan sağa olanları.
Dümdüz olmayı seviyorum ben, kalbimde ne varsa pat diye söylemeyi
Yoluma devam etmeyi.
Biraz da taşlaşmış içimde bir yerler..
O yüzden ağlamıyorum kimsenin arkasından.
İnsanları seviyorum, ama onlara olan sevgimden
Kendime olan sevgimi azaltamıyorum artık.
Bencillik mi nedir adı neyse ?
İsimlere takılmıyorum.
Bazen çok uzak memleketlere gitmek istiyorum.
Sonra bir şeyler beni çağırıyor buralardan.
Evimin kokusu...

Biraz yorgunluk var üzerimde
Ağlayınca geçer mi?
Kendimi bir yerlerde güvende hissetmek istiyorum.
Bir yeri sahiplenmek
Bir o kadar da ordan her an uçabilecekmiş gibi,
Yaşamayı istiyorum.
Zamanı geldiğinde de artık
Gitmeyi istiyorum sonsuz ve dingin bir yere.

23 Aralık 2011 Cuma

Hoşçakal Beylikdüzü, Hoşçakal akmayan trafik! Ben İstanbul'a taşınıyorum!

Düzen düzen dedim. Al işte bana düzen bir parça.. Artık Mecidiyeköy'de yaşıyorum yehuu!! Artık bir evim var... Bundan sonra ister atayın ister atamayın keyfinizi beklemedim yapacağımı yaptım. Bir çok şey gibi sen de umrumda değilsin MEB.

İş güç koşturmaca günler hızlı geçiyor. Blog duymadığın çok şey var bende ev arkadaşım, iş arkadaşlarım, başka arkadaşlarım, vs.. O değil de artık İstanbul'da yaşıyorum:) Cevo ya 5 dakka evim bekleriz efenim. Neyse ama yine de yoğunluk devam ediyor. Biraz da ben öyle olmasını istiyorum, yoğun olunca kafam başka yerlere dağılmamış da oluyor.:)

Şimdi arkada Nazan Öncel'in AŞKIM BAKSANA BANA mı var. Bu şarkıyı dinlerken çok eğleniyorum, elimde değil. :)

Bugünlerde İstanbul acayip bir soğuk.. Eve zor attım. Özel dersim vardı 2 saat erteledim. Arkadaşım mesaj atmıştı trt1 de türk sineması vardı. Oturup bir güzel izledim. Ev de sıcacıktı. Türk sinema keyfi, paha biçilmez!!

Bu arada yılbaşı geliyor.. Kesinleşmiş bir planım yok henüz. Bakalım nasıl geçecek bu yıl..

29 Kasım 2011 Salı

Hayır olacak!

Lisans diplomamı almak için lisedeki sınıfımda üniversitedeki arkadaşlarımla birlikte bekliyordum. Bir tarafta annem ve babam adımın okunmasını bekliyordu. Ama ismim okunmadı bir süre, ben huzursuz hissettim kendimi. Huzursuz olduğumu gören, töreni sunan kişi ismimi okudu nihayet. Diplomamı elime aldım, üstündeki bilgilerin bazıları bana ait değildi bile. Mesela diplomanın üstünde bir adamın fotoğrafı vardı. Problem ise Öss'ye girerken yanlış bir şey yapmışım. O yüzden şimdi lisans diplomamı zamanında alamıyordum. Yapmam gereken şeyler vardı, ondan sonra alabilecektim diplomamı. Bir şeyler eksik kalmıştı...

Bu rüya beni çok tedirgin etti. Bir şeyler anlatmaya çalşıyordu sanki...

Sonra sabah uyandım. Gazetelere baktım. Sayın ME bakanımızın canı sıkılmış, konuşmuş bir şeyler. Bize(öğretmenlere) olan sevgisinden bahsetmiş!

Artık çok sıkıldım! Atamıyorsan adam gibi atama!60 bin öğretmene ihtiyacımız var diğerleri başka alanlara yönelsin! Bu ne demek hocam ? Bizim sizin gibi bakanlarımız oldukça daha çok öğretmene ihtiyacımız olacak; çünkü siz daha 4 işlem bile yapamıyorsunuz. Yazık! 88 bin tane ücretli öğretmen nasılsa boyun eğiyor de mi? 88 bin tane ücretli öğretmen çalıştıran zihniyet hangi vicdanla yapıyorsun bu açıklamayı. 2005'den bu yana uyguladığın o yapılandırmacılık, çağdaş eğitim yöntemleri çerçevesinde uyguladığın müfredatta ısrarla çalışmaya devam eden, kendilerine yeni bir şey katmaktan aciz, emeklisi çoktan geçmiş öğretmenleri hiç hesaba katmıyorsunuz!

Bazen düşünme yetimi kaybetmek istiyorum ki anlamayayım bu rezillikleri ve üzülmeyeyim. Çağdaş eğitim adı altında gerçekleştirdiğin fatih projesi nasıl gidiyor hocam? 24 kişilik sınıflarda eğitim verecek 150.000 öğretmenden ne haber?

Şimdi diyorsunuz ki 264 bin atama bekleyen öğretmenden bizim sadece 60 binine ihtiyacımız var. Diğerleri başka alanlara yönelsin.

Sonuç olarak bugün çok anlamlı bir rüya görmüşüm. Bir şeyler eksik kalmış , tamamlamam gereken şeyler var. İçimde çok farklı cümleler de var ama söylemeyeceğim burda... Mevlana'nın dediği gibi... Sırlarım gönlümde kalırsa daha hızla gerçekleşir!

24 Kasım 2011 Perşembe

İzinde olurken bu kadar zorlanmamayı isterdim.!


Birileri özür diledi ve başka alanlara yönelmemiz istendi. Efendim asıl biz özür dileriz ki bu mesleği seçtiğimiz için. Ne büyük bir günah işlemişiz meğer öğretmen olmaya karar verirken, biraz geç farkettik.. Bağışlayın... Şimdi söylediniz ya başka alanlara yönelin diye. Bize rehber olduğunuz için size minetterız. Biz bu ulusun ne şanslı evlatlarıyız ki bize yol gösteren büyüklerimiz var :) Diyorlar ki git ne iş olsa yaparım de. Ne yapmamız gerektiğini bile söylüyorlar. Daha ne yapacaksınız!

Ben bugün öğretmenler günümü kutlayanlara teşekkür ediyorum. Ve bugün birinin eksikliğini bir kez daha çok hissediyorum.

Yaşlı,genç,çocuk,kadın herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilen millet mektepleri 24 KASIM 1928 tarihinde açılmıştır. Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü 1981'den (Atatürk'ün doğumunun 100. yılı) beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır...Kutlu Olsun...


Seni çok özlüyoruz... BAŞÖĞRETMEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!

22 Kasım 2011 Salı

Carpe Diem!


Peki ben neden şu son gülerde son günlerim kalmış gibi düşünmeye başladım. Bu cümleyi kurarken kulaklarımda Steve JOBS' un cümleleri çınlıyor. Bugunün son günününüzün olduğunu bilse idiniz bugün yapmayı planladıklarınızı yapmak ister miydiniz? Hayır ben istemezdim. Şimdilerde şubat atamaları ile Türkiye'nin herhangi bir yerine gitme olabilitesi olan biriyim. Yani İstanbul benim için hayatsa bu da ahayatımın son bir kaç ayı diye düşünebilirim. Bu durum hem korku hem de macera kokuyor. Ne olur ki bir kaç yılım bir köyde geçse? Depresyona girerim? ya da durumdan zevk almaya çalışırım. Bir defa adapte olmaya çalışırım oraya. Onlar gibi görünmeye dikkat etmek gibi. Hatta yazacak malzemelerim olur. Böyle düşünürken de Elif ŞAFAK'ın AŞK kitabından
"Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üst...ünden daha iyi olmayacağını?"

Neden endişeleniyorum ki ayrılacağım için burdan. Belki de daha iyidir hayatımın altı üstünden. Beni burda bağlayan ne var? Beni burda bağlayanlar hep burda duracaklar, birgün geri döndüğümde İstanbul güzelliğinden bir şey kaybetmeyecek. Beni buraya bağlayacak başka bir şey de yok zaten. Burda aşklar bile çöplük... Küskünlükte var biraz bazı şeylere. O yüzden korkmuyorum artık hayatın bana getireceiği yeniliklerden, istediği gibi açsın kartları. Mantıklı oynayacağım diye başımı ağrıtmayacağım. Şu an İstanbul'da nefes alıyorum, ileriyi düşünüp de şimdi mi boşa harcamanın luzümü yok.
Bugün hava güzel, ben güzelim... O zaman dışarı çıkmalı. Taksim sokaklarına gidip biraz kitapçı gezesim var.. Topuklu giymesem iyi olur diyeceğim ama yanımda düz ayakkabımda yok.. Ah kız olmak! Neyse tıpkı öğrencilik günlerimdeki gibi.. Gündüz Taksim'de olmak...

20 Kasım 2011 Pazar

Resimden çok çerçeve...


Bazen açık açık söylememek dillendirmemek gerekir sevgini. Çünkü dillere düşürüp de kıymetini azaltmış olursun. İçinde kalması daha hayırlıdır bazen. Karşındaki o sevgiyi hakedense zaten hissetmeli senin kalbinin atışının rengini. Duyamıyorsa ya da hissedemiyorsa seni, unut gitsin diyemem, sevmekten vazgeç hiç diyemem. Sıkma hislerini, bırak kalbin istediği gibi atsın. Ama yavaş yavaş kıs dilinin sesini. Parmak uçlarında yürümeye başla.. Son olarak kapa kapıyı, ardında kalanlar,hissettiklerin yine senindir, dert etme. Kapıya kulak verip de ayak sesleri bekleme. Umut etmek güzeldir. Ama fazlası yorar yüreğini. Başka şarkılar dinlemeyi dene biraz da. Belki seviyosundur nihavent makamını. Bilemezsin geleceği yaşamadan, denemeden, görmeden...

Şimdi elini uzattığında dokunabildiğin için mi kafanı kaldırıp bakmıyorsun? Ne zaman çağırsan geleceğimden emin olduğundan mı düşünmüyorsun birgün hiç gelememe ihtimalimi? Bir dinlesen beni, ne kadar masumdu sana olan bu bendeki, bir dinleseydin...Bu kadar yalan içinde ne kadar gerçek olabileceğimi görseydin... Sessiz bekleyişlerim oldu seni, gelmedin.. Resimden ziyade çerçeveye odaklanıyorsun derken, dinleseydin beni. Dinlemiyorsun...Bir yerden sonra sesim çıkmaz olacakmış gibi benim de... Çünkü sen konuşmadığında başka sesler geliyor kulağıma ve ben kendi sesimi duyamıyorum...

18 Kasım 2011 Cuma

Biraz düzen , bi miktar da Belirlilik!

Tek istediğim bir parça düzen biraz da belirlik. Hayatımda bu malzemelerin eksik olması tadımı kaçırıyor. Hoş çok da düzenli bir insan değilimdir. Yani simetri hastalığım ya da kıyafetlerimi renklerine göre katlamak derecesinde düzenli değilimdir. Ama artık o kıyafetlerim, ayakkabılarım ve takılarım bir gardroba girsin ve uzun süre orda dursunlar.. Bavullardan çantalardan sıkıldım! Sonra ne zaman nerde olabileceğimi tam olarak bilemesem de tahmin etmek istiyorum çok mu şey istiyorum? Bir süredir arkadasımda kalıyorum. O işe gidiyor her gün ben de dersim oldukça evden çıkıyorum. Şunu farkettim, evde durmayı özlemişim. Belki garip bir şey çünkü ben garipsedim. Evi temizlemek, yemek yapmak bana mutluluk verdi. Bir an kendimi ev hanımı gibi hayal ettim. Hatta şimdi bu cümleyi bu bloga yazarken bile güldüm. İçimdeki evcil kadın ortaya çıktı. Ama İstanbul'un koşturması, kalabalığı o kadar yormuş ki beni evde geçirdigim şu 2 gün bana ilaç gibi geldi. İnsanın bazen hayat muhasebesi yapmak için kendi ile başbaşa kalması gerekiyor gerçekten. Bence ben zaman zaman yalnızlığı seviyorum. Ve zaman zaman en yakınlarıma anlatmadığım şeyleri en uzağımda belki de hiç tanımadığım kişilere anlatmayı da seviyorum. Nerde yaşarsa yaşasın, eğitim düzeyi ne olursa olsun herkesten öğrenebileceğim bir şey olduğunu biliyorum. Dışardan hep soğuk görünsem de kendini beğenmiş gibi dursam da hatta ukala ben aslında iyi biriymişim :)

Ne diyordum en başta biraz düzen biraz da belirlilik istiyorum.. İstanbul ile aram bozuk bu yüzden. Belki de uzatmaları oynuyorum onunla da. Filmin en sıkıcı yerinde duruyorum, ne zaman atraksiyon olacak onu bekliyorum...

6 Ekim 2011 Perşembe

İstanbul kurtulmuş bugün, hadi uyuyalım!

Bugün günlerden 6 Ekim .1923 yılında bugün atalarımız yememiş, içmemiş, uyumamış, çalışmışlar, savaşmışlar ve kazanmışlar. Neyi mi kazanmışlar? Köprüsünden her geçtiğinde "Güzel İstanbul!" diye iç geçirdiğin bu şehiri.

Şimdi bugün, bu olayın şerefine biz napıyoruz? Okulları tatil ilan ediyoruz. Süper ! Hatta ALKIŞ! İnsanlar yıllar önce bugün canla başla çalışırken, biz bunun şerefine bugünü yatma günü ilan ediyoruz. Zaten böyle bir anlayış bir tek benim ülkemde var. Yıllar önce bugün çok çalışmışız, o zaman hadi bugün yatalım.

Diyeceksiniz ki sen öğrenci olsan hoşuna giderdi ama bu durum. Ben öğrenciyken tabi hoşuma giderdi, hatta "1 gün az, şunu 1 hafta yapsak!" derdim. Öğrenci böyle düşündüğü için onu kimse suçlayamaz, suçlanacak biri varsa öğrenciyi böyle düşündüren sistemdir. Felsefe bariz, "İFK= İlk Fırsatta Kaytarma" Bugün de görüyoruz ki ilk fırsatta kaytarılmış. Kaytaracaksanız da bunu istanbul'un kurtuluşuna maletmeyin bari, bu güzel şehri bu amaçta kullanmayın, o uğurda can verenlerin ruhlarına ayıp!

Kendimi bazen huysuz, her şeye kulp bulan yaşlılara benzetmeye başladım. Bu sıralar her şey batıyor gözüme. Halbuki eskiden beri böyleydik. Elektrikler kesildi yarın okulları tatil yapalım!( mübalaga! ama bekliyoruz böyle bir tatil :) )

Ha bu arada Dünya'nın en çok tatil yapan ülke hangisi bir fikriniz var mı? E onu da bir açıp google amcaya sorun lütfen! Şimdi ben söylersem sen söyledin olur.

4 Ekim 2011 Salı

Pişmek Lazımdı!

Uzun zaman oldu şöyle ağzımın dolusu Türkçe yazmayalı. Özledim, doldum, taştım, derken buraya düştüm.

Hayatın oyun olduğunu düşündüğümüzde, kurallarına göre oynamak zorunda kalırız hep. Oysa farkına varmayız ki kurallara uydum, uymadım diye serzenişlerin kucağında yaşlanırken hayatı yaşamayı unuturuz. Diyorum ki bazen elalem ne der'i bırakıp, elalem ne derse desine baksak!

İnsanların senden için asla yapmaz dediği bir şeyi yapman gibi mesela. Bu zamana kadar hep yanlış olduğu söylenilegeldiği için birşeyi yapmadığın oldu mu? Tıpkı hiç tadına bakmadığın çikolatayı sırf bir başkası beğenmediği için ömür boyu tatmamak gibi.

İnsanız biz, yanlışlarımız ve doğrularımızla insanız. Yanlış yaptın diye birisi seni hayatından siliecekse; 1 yanlışın tüm doğrularınıı götürecekse; o insan silsin seni zaten hayatından. Böylece hayatının en büyük yanlışlarından biri doğruya çevrilmiş olur.

Şu YANLIŞ diye bildiklerimizin aslında korkularımız olmadığını nerden biliyoruz? Mesela hiç hayatınızda sizin için yanlış olduğunu düşündüğünüz karşı cinsten birini her gördüğünüzde içinizin titrediği olmadı mı ya da sizin için yanlış olduğunu düşündüğünüz bir hedefe başka birinin ulaştığını gördüğünüzde üzülmediniz mi hiç?

Aslında onlara yanlış demek korkaklığımızı bastırmaktan başkası değildir. Başaramamaktan korkmak. Zaten iki yol var başarmak ve başaramamak. Başardığımızda başarmış oluruz ki; bu bizi mutlu eder.Deneyip başaramadığımızda da bir şey kaybetmiş olmayız; çünkü birşeye yanlış deyip hiç denemediğimizi düşünürsek, ikisinde de elde kalan aynı oluyor. Birinde denedim olmadı ama elimden geleni yaptım; diğerinde acaba denesem olur muydu diyoruz. Diyeceğim o ki dış sesleri kapatıp içimize bakalım. İstediğimiz bir şeyler olmuyorsa; korkup kaçmaktan değil, "denedim ama olmadı" dan olsun. O zaman "keşke" sayısı azalır cümlelerde...

Bu yazı nerden mi esti. Hayatımda hiç yapmam dediğim, çılgınlık olarak gördüğüm bir şeyi yaptım. Yaparken çok farklı bir kimlikle baktım dünyaya. Pişman mıyım? hayır. Şaşkın mıyım? evet. Üzgün müyüm? biraz ama geçecek biliyorum.

Biraz daha tanıdım kendimi. Sandığımdan daha cesurmuşum meğer... Ayaklarının acıyacağını bile bile ateşe basmak gibiydi. Ama hayattaysak pişmek lazımdı bazen kısık ateşte, bazen de cayır cayır alevlerle...

29 Eylül 2011 Perşembe

The Technology

There are a lot of things to say about Technology. I am writing about Technology. Because Ido who is my teacher at the language course wanted me write it, so ı must do it! :)

Sometimes ı hate from technology as i said before at the class. Why? For example in the last year, i had to prepare some presentations for my lectures. But one of my laptops didn't work. Ok ! That was not big deal. Anyway i had netbook which was small one. But guess what happened?! The virus entered in my computer. I had no time to get repaired them, then i borrow a computer from my friend. Again guess what happened! Again virus!! I was getting crazy. The presentation had to be prepared the day after. The problem was from internet network. The Computers were taking virus from network. At that day i hated from all computers. But that was only for the day:)

All the kidding aside, of course technology is very useful for the humanity. Comminication, transportation, shopping, travelling ,...etc. We use it at all place and time.

The worst thing is about technology is that sometimes it uses us unlike we use it. We don't have to let that. What i mean? I mean that we don't have to spent time for Facebook and some plays on the computers. Furthermore we mustn't use it for the badness. If someone enter your e-mail box , would it be nice?

If we use it cleverly, we can upgrade everything which are on our life. Let me tell a remeberance about technology. I attended Erasmus exchange program. Before ı had gone to Germany, i added some guys on my facebook from the network of my uni and spoke with them about city, country, culture, ..etc and when i went there, ı had a lot of friends who were helping me. Even, one of them picked me up from airport. Namely, ı use facebook, doesn't facebook me :)

Also, ı can speak with my mom and dad everyday because of technology, i can arrive wherever ı want easily because of technology, ı can cook delicious foods because of again technology... i can count very useful thing about technology.

Even, because of technolgy we can learn about ex-friends. Who have a relationship with who? :) That was also the thing which technology provides us:D

On the other hand, sometimes technology makes me sad. ı receieved some negatives or horrible news with technology like murder, attack, aggression ..etc. I advise the film which is about technology. its name is "Vizontele" If you watch it, you will see what ı mean.

There are a lot of words about technology. But at the beginning i said i hated from it. Sometimes liking it is very impossible. Unfortunately, the countries produce very diversity bombs, guns, .etc. that is why ı doesn't like it much...

In all event, when i look negatives and positives, the pozitives are more than negatives, consequently i am glad to meet technology !

27 Eylül 2011 Salı

Good bye!


I don't like saying good-bye somebody who i like. Yesterday, ı was at the Atatürk airport /international departman to say good- bye her. Şule, her son and me were there.

Irına stayed at our house for 9 days. We were accustomed to her. her speaking Turkish slowly , meeting with her and came back house together after my couse exit, talking about man, her calm standing...etc.

I went to everywhere with her in Istanbul except Galata Tower. We saw some negatives and pozitives in Istanbul. For example, after we had arrived to Big Island, we found ourself in the fighting. A chair hit the leg one of us. One of us escaped to the interval street, one of us watched the events with her all calmness. Then we get on Fayton which is used to in Big Island as a transportation vehicle. We toured the Island. Then came back the house.

In another day we went to Anadolu Kavağı. It was first time for me as well. It was fantastic place to see. Sometimes Irina was bored because of we were taking photo much:) And sometimes i realized that she was bored again because of our speaking in Turkish. After realized that ı spoke in English.

At all events, the last week was very very exhausting for us. But it was possitive exhausting i think though sometimes we couldn't feel our feet:)

I am very glad to meet you irina. You were in Istanbul, that means our relationship flood from Berlin.

But ı have to say something. if only ı didn't make up, when we went to airport. Because after saying good-bye,my face was horrible:) But never mind, as you know the make-up is not big deal for me;)

we are looking forward your next trip to Turkey:) Also in the short time ı want to fly to Berlin ...

Pc: We love you and will miss you !

26 Eylül 2011 Pazartesi

Dream!

Now, it is 04:00 o'clock. i waked up from my dream. it was really strange. I was speaking in English and talking about the death of my uncle(brother of my mom) with my aunt. But in reallity he is not died. Even, ı remember what i said in English "Yeah maybe he wasnt good son of his parents,also he damaged his close relativies much. Anyway the death of him makes me thinkful and depressed."i said many sentence in English .But the strange was that i dont meet my uncle. We dont like each other. But in my dream ı was very sad because of his death. i waked up and now ı am writing here. My feelings are strong. Sometimes i am very afraid from feeling emotion and anticipating somethings. One of the that's why ı believe in God. Now i wanna speak with my mom and dad. I would like to call them. Also i can do this, luckily.But not in this time.I love them,though we have some problems sometimes. I am very thankful to God because of i can hear the voice of my family whenever i want. Now ı would like to be a little daughter of them and after waking up of my dream ,ı would like to go their bedroom and sleep with them.
In the morning the first thing i will call them and hear their voice. and also of course asking about my uncle:) I hope everything gonna be all rigth.. Now ı go to bed again and hope to sleep easily:)