8 Ekim 2013 Salı

Hayatta mucizeler elbette vardır.. Ancak başımıza gelen bir çok olayı biz çağırırız.
Güzeli çağırırsak güzel gelir ve derin bir uykuya dalar seninle.. Çirkini anarsak çirkin gelir kapımıza
ve çok sevdiğiniz bir şarkıyı katledercesine fısıldar kulağına. Demek istediğim neyi dilersen o gelir
konar avuçlarına...Canın yanıyorsa kimseyi suçlama , belki de sen çağırdın o yangıyı yüreğine...
O yüzden dilemeyi bileceksin, inanmayı bileceksin. Mutlu sonlar yazacaksın hikayelerin sonuna. Yazarken kimsenin mutsuzluğu olmamaya bakacaksın. Zira mutsuzluğun gölgesinde nefes alamazdı mutluluk..Mutluluk, ancak bir başka mutlulukla vardı.

"Ben ona inanmıştım." deme ! İnanmamıştın." İnanmak" gerektiriyordu rolün, ve sırf rol gereği belki de vicdanın rahat olsun diye " inanmışı" oynarken kendini çok kaptırmıştın. Ve "sen" yok olmuştun rolün gölgesinde.  Yok olmuştun çünkü aslında inanmamıştın ona. İnansaydın gerçekleşirdi inandıkların. O yüzden kendine gelmeyi bilmelisin vakti geldiğinde... Ve inançlarını her seferinde daha isabetli kurmayı da..Güzel şeyleri çağıracaksın her sabah, her gece kucağına... Ve emin olacaksın bir gün gelip omuzuna konacağına.. Ya da kim bilir bir omuzun mutluluğu olacağına...
https://www.youtube.com/watch?v=tEi_sFZXVNM

Hiç yorum yok: