30 Mayıs 2009 Cumartesi

BİR YUDUM HAYAT





Ağlayarak geliriz hepimiz bu dünyaya. Ve kalanları ağlatarak döneriz geriye. Bu iki an arasında acılarımız, mutluluklarımız, kırgınlıklarımız, başarılarımız, başarısızlıklarımız, hayal kırıklıklarımız, aşklarımız, tutkularımız en önemlisi de inançlarımızdır bizi var eden.

Sonbahar gelecek yıla tekrar gelmek üzere bırakır kışa yerini. Aynı şekilde ilkbahar da yaza. Zamanları geldiğinde gerçekten de dönerler, şaşırtmazlar hiç kimseyi. Çünkü giderken; geleceklerine, tekrar tahtlarını alacaklarına dair inançları vardır içlerinde. Çünkü sonbaharda ilkbahar da severler bu dünyayı.

Yaşadığımız dünyada her şey inanç üzerine kurulmuştur. Güzeldir bir şeylere inanmak ve uğrunda savaşmak. Kalbinin sesini dinleyip dediklerini yapacak cesarete sahip olmak güçlü insanların harcıdır, bu yapmacıklar furyasında.

Hayattan bir şey istiyorsa insan ilkönce kendisiyle yüzleşmelidir. Başkalarının gereklilikleri uğruna savaş veriyorsa insan kendisi olmaz hiçbir zaman. Sadece ruhsuz bir bedendir sahip olduğu tek şey. Bu dünyaya gelmenin ne büyük şans olduğundan habersiz ziyan etmektedir ömrünü.

Dalgalara karşı kulaç atmak çılgınlıktır belki. Ama bu savaşın sonrasına inanmışsa, içinden bir yerlerden gelen o derin sese kulak vermişse, o insan kendisi olmuştur. İnsanın kendisi olamaması ne büyük acizliktir oysa. Mutluluğu, özlemleri, aşkları, tutkuları, nefretleri, hüzünleri, acılarıyla bir bütündür insan.

Hepimiz bir kere geliriz bu dünyaya. Önümüze bembeyaz, upuzun bir sınav kağıdı ve kalem bırakırlar. Tüm silgiler derin bir kuyuya atılıp üzeri kapatılmıştır. Geri dönüş yoktur yani. Her an bir defa yaşanır ve her anımız başkadır. Bazen öyle anlar gelir ki bir şeyi delicesine yapmak isteriz ve hayat bize bu fırsatları özel zamanlarda bırakır elimize. İşte mutluluktur özel anları yüreğimizin süzgecinden geçirmenin adı. Bazen kuş olup uçası gelir o içimizdeki çarpıp duran şey. Hayat bu kanatlanmalarla anlam kazanır. Kanatlandıktan sonra düşüp bir yerleri kırılsa bile…

Hiç yorum yok: